top of page
wt2_edited.jpg

Grup Akışı

Aşağıda grupları ve gönderileri görüntüleyin.


Bu gönderi, önerilen bir gruptan

VEYSEL KARANİ (R.A)


VEYSEL KARANİ (ö. 37/657)

Tâbiinin kıblesi, kırk erenlerin rehberi, gizli güneş, Rahman'ın nefesi ve Yemen'in parlak yıldızı Veysel Karani (r.a.). Peygamber (s.a.v), “Veysel Karani sahabeye güzel bir şekilde tabi olanların en hayırlısıdır” buyurmuştur. Bir insan ki, onu Alemlere Rahmet Olanın Kendisi över, onu övmek benim dilim için nasıl doğru olur? Kâinatın Efendisi zaman zaman yüzünü Yemen tarafına çevirir ve, “Rahman'ın nefesini Yemen yönünde buluyorum” derdi. Peygamberler Efendisi demiştir ki, “Ya- rın'kıyamet olunca Hak Teâlâ Veysel şeklinde yetmişbin melek yaratır. Ta ki Veysel bunların arasına karışarak arasata gelsin ve cennete gitsin. Böylece Allah'ın diledik- leri dışında hangisinin Veysel olduğunu hiçbir mahluk bilmesin. Zira o dünya yurdunda bilinmez ve tanınmaz bir kubbenin altında Hakka ibadet edip kendini halk- tan uzak tuttuğundan ahirette de yabancıların gözünden saklı kalması gerekmişti. Çünkü kutsal bir hadiste, “Velilerim kubbelerimin altındadır, onları benden başkası tanımaz' buyrulmuştur.” Peygambere nispet edilen bir hadiste zikredilmiştir ki, Peygamberler Efendisi (s.a.v.) birilerini arıyormuş…


5 görüntülenme

Bu gönderi, önerilen bir gruptan

Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu (Rah.a)

Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu (Rah.a)
Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu (Rah.a)
Salih Mirzabeyoğlu "Adalet Mutlak'a" Konferansı / 1. Bölüm

Salih Mirzabeyoğlu; şair ve mütefekkir!.. Necip Fazıl’dan devraldığı “Büyük Doğu” fikir sistemini, “İbda” keyfiyetiyle yaşatan “genç adam”... Üstad, onun âleminde, varlık ve fikir dünyasına açılan “ana pencere”...

Salih Mirzabeyoğlu'nun soyu, Mutki Aşireti Reisi Hacı Musa Bey, onun oğlu İzzet Bey, onun oğlu Hacı Muammer Bey, onun oğlu Salih Mirzabeyoğlu… Büyük sahabî «Seyf-ül İslâm-İslâmın kılıcı» lâkablı Halid bin Velid Hazretlerine kadar bir secere gidiyor.

Salih Mirzabeyoğlu babasını ise şöyle anlatıyor: “Muhammed Şerif… Babamın ismi böyle koyuluyor… Hikâyesi şu: Said-i Nursi Hazretlerinin kucağında, onun okuduğu ezan ve kulağına bu ismi seslenmesinden, yani ismi konulduktan sonra, iş nüfus memuru safhasına geldiğinde, o zamanın şartları icabı nüfus memuru bu ismin verilemeyeceğini, yasak olduğunu söylüyor ve Muhammed ismini “Muammer” olarak değiştiriyor… “Kafakağıdı”nda: Muammer Şerif… Künyesi “Salih Bin Muhammed” olan ben de kaderin bir cilvesi olarak bundan payımı alıyorum: Salih Bin Muammer Şerif.”


“Babaannem, rahmetli Hanife Süphandağı… (…) Rahmetli Babaannemin annesi, Hazret-i Ebu Bekir soyundan…Ve Babaannemin süt…


7 görüntülenme

Bu gönderi, önerilen bir gruptan

Gençliğe Hitabe!

Necip Fazıl Kısakürek'in kendi sesinden Gençliğe Hitabe'si ve hitabenin tam metni...

Gençliğe Hitabe, Necip Fazıl Kısakürek

"Bir gençlik, bir gençlik, bir gençlik...


"Zaman bendedir ve mekân bana emanettir!" şuurunda bir gençlik...


Devlet ve milletinin büyük çapa ermiş yedi asırlık hayatında ilk ikibuçuk asrını aşk, vecd, fetih ve hakimiyetle süsleyici; üç asrını kaba softa ve ham yobaz elinde kenetleyici; son bir asrını Allah'ın, Kur'ân'ında "belhüm adal" dediği hayvandan aşağı taklitçilere kaptırıcı; en son yarım asrını da İşgâl ordularının bile yapamayacağı bir cinayetle, Türk'ü madde plânında kurtardıktan sonra ruh plânında helâk edici tam dört devre bulunduğunu gören... Bu devreleri, yükseltici aşk, çürütücü taklitçilik ve öldürücü küfür diye yaftalayan ve şimdi, evet şimdi... Beşinci devrenin kapısı önündedimdik bekleyen bir gençlik...


Gökleri çökertecek ve yeni kurbağa diliyle bütün "dikey"leri "yatay" hale getirecek bir nida kopararak "Mukaddes emaneti ne yaptınız?" diye meydan yerine çıkacağı günü kollayan bir gençlik...


4 görüntülenme

Bu gönderi, önerilen bir gruptan

Necip Fazıl Kısakürek (Rah.a.)

NECİP FAZIL KISAKÜREK’İN HAYATI

Necip Fazıl Kısakürek, O ve Ben adlı otobiyografisinde kaydettiğine göre 26 Mayıs 1904’te İstanbul Çemberlitaş’ta cinayet mahkemesi reisliğinden emekli büyük babası Mehmed Hilmi Efendi’nin konağında doğdu. Babası Mekteb-i Hukuk mezunu ve bazı memuriyetlerde bulunmuş Abdülbâki Fâzıl Bey, annesi Mediha Hanım’dır. Baba tarafından Maraşlı olan Kısakürekoğulları ailesinin kökü Dulkadıroğulları’na dayanmaktadır.

Asıl adı Ahmed Necip olan Necip Fazıl okuma yazmayı büyük babasından öğrendi. Çeşitli okullarda kesintili ve düzensiz bir öğrenim hayatı geçirdi. Önce Gedikpaşa’da bir Fransız, sonra aynı yerde bir Amerikan mektebinde, Büyükdere Emin Efendi mahalle mektebinde, Büyük Reşid Paşa Numune, Vaniköy Rehber-i İttihad mekteplerinde okuduktan sonra Heybeliada Numune Mektebi’nden mezun oldu.

Aynı yıl Heybeliada Bahriye Mektebi’ne kaydoldu. Burada da beş yıl okudu, ancak diploma alamadan ayrıldı. 1921’de İstanbul Dârülfünunu Felsefe Şubesi’ne yazıldı. Bu öğrenimini de tamamlayamadan kazandığı devlet bursu ile felsefe tahsili için Paris’e gitti. Fakat Paris’te de düzenli bir öğrenci olamadı, kısmen sanat çevrelerinde bulunduysa da…

4 görüntülenme

Bu gönderi, önerilen bir gruptan

HÂLİD el-BAĞDÂDÎ (Kuddise Sirruhu) خالد البغدادي

1193’te (1779) Irak’ın Süleymaniye şehrine bağlı Karadağ kasabasında dünyaya geldi. “Şeşangost” (altıparmak) lakabıyla tanınan babası Pir Mîkâil muhtemelen Kādiriyye tarikatına bağlı bir sûfî idi; annesi de bu bölgenin ünlü bir sûfî ailesine mensuptu. Soyunun baba tarafından Hz. Osman’a ulaştığı rivayet edilir. Hâlid, Nakşibendiyye mensupları arasında “Mevlânâ” unvanıyla tanınmaktadır. Karadağ’da, Berzenc ailesinden Şeyh Abdürrahim ve kardeşi Şeyh Abdülkerim başta olmak üzere çeşitli hocalardan ders alıp öğrenimini tamamladı. Daha sonra mantık ve kelâm ilmi üzerine yoğunlaşarak bölgedeki diğer ilim merkezlerini dolaştıktan sonra Bağdat’a gitti. Vali Baban İbrâhim Paşa’nın müderrislik teklifini kabul etmedi. Şeyh Abdülkerim Berzencî’nin 1213’te (1798-99) vebadan ölmesi üzerine onun Süleymaniye’deki medresesinin sorumluluğunu üstlenerek burada yaklaşık yedi yıl müderrislik yaptı. Bu yıllarda siyasî otoriteye uzak durmasını sağlayan zühdü ve derin ilmiyle tanındı.

1805’te hac niyetiyle çıktığı yolculuk sırasında tasavvufa ilgi duymasını sağlayan olaylar yaşadı. Medine’de, şeriata zâhiren muhalif gördüğü şeyleri alelacele kınamaması hususunda kendisini uyaran Yemenli bir zatla karşılaştı. Mekke’ye ulaştığında…


4 görüntülenme

Bu gönderi, önerilen bir gruptan

ABDÜLHAKİM ARVÂSÎ (Kuddise Sirruhu) (1865-1943) Nakşibendî-Hâlidî şeyhi.

ABDÜLHAKİM ARVASİ HAZRETLERİ’NİN HAYATI

Arvas Seyyidleri ailesine mensup, anne tarafından Abdülkadir-i Geylânî hazretlerinin soyundan, Nakşibendî-Hâlidî şeyhidir. (ö. 1865-1943) Cumhuriyet döneminin önemli fikir ve sanat adamlarından Necip Fazıl Kısakürek’in kendisiyle tanışıp sohbetlerinde bulunması, aydın çevrelerde tanınmasını sağlamıştır. Kabri Ankara’da Bağlum Mezarlığı’ndadır. Van’ın Başkale kazasında doğdu. Babası Seyyid Mustafa Efendi’dir.

Soyu anne tarafından Abdülkadir-i Geylânî’ye ulaşır. Hülâgû Bağdat’ı istilâ ettiğinde (1258) Musul’a hicret eden ataları daha sonra Urfa ve Bitlis’e, oradan da Mısır’a gitmişlerdi. Ailenin büyük oğlu Molla Muhammed bir süre sonra Van’a gelip şehrin güneyinde yüksek dağlar arasında bir köy kurmuş, bu köyde büyük bir dergâh ve iki katlı bir cami inşa ederek oraya Arvas adını vermişti.

Kadirî tarikatına mensup olarak faaliyet gösteren ve “Arvas seyyidleri” diye tanınan aile, altı yüz elli yıl varlığını devam ettirerek bugüne ulaşmıştır.

ABDÜLHAKİM ARVASİ HAZRETLERİ’NİN İLİM VE İRŞAD HAYATI

5 görüntülenme

Bu gönderi, önerilen bir gruptan

İMAM ŞAFİİ Hz. (Kuddise Sirruhu)

Şâfiî, Kur’an’ın işlevi ve Hz. Peygamber’in konumuna dair âyetleri birlikte değerlendirerek şöyle bir düşünce silsilesi kurmaktadır (a.g.e., s. 110): Kur’an’ın varlık sebebi insanları karanlıklardan aydınlığa çıkarmak ve ilâhî çizgiye ulaştırmaktır (İbrâhîm 14/1). Kur’an, ilâhî çizgiyi bulmak ve o doğrultuda yaşamak isteyenler için gerekli her türlü bilgiyi içermektedir (en-Nahl 16/89). Resûl-i Ekrem’e Kur’an’ın muhtevasını açıklama görevi verilmiştir (en-Nahl 16/44). Hz. Muhammed’e, Allah katından / O’nun buyruğuyla dilediği kullarının ilâhî çizgiye gelmesinde bir meşale işlevi görmek üzere bir ruh vahyedildiği bildirildiğine göre (eş-Şûrâ 42/52) peygamberliği sırasında söyledikleri ve yaptıkları sıradan insanların fiil ve sözleriyle asla mukayese edilemez. Dolayısıyla diğer insanların ictihadları nitelikli de olsa hadislerle bir kefeye konamaz. Suyun varlığı durumunda teyemmüme gidilemediği gibi hadis varken de kıyasa müracaat edilemez (a.g.e., s. 567). Bu bakış açısı onun (münferit) sahâbî kavline, amel-i ehl-i Medîne’ye hüccet değeri tanınmasına, istihsana ve nasla bağı kurulmamış re’ye karşı çıkışındaki hareket noktasını oluşturur. Sahih hadisin korunması ve gereğince…

4 görüntülenme

Bu gönderi, önerilen bir gruptan

İMAM ŞAFİİ H.z. (Kuddise Sirruhu)

150 (767) yılında Gazze’de doğdu. Doğum yerinin Askalân olduğu rivayeti bu şehrin Gazze’ye komşu oluşuna bağlanabilirse de Yemen’de dünyaya geldiğine dair rivayeti izah etmek kolay değildir. Baba tarafından soyu Hz. Peygamber’in dördüncü kuşaktan dedesi Abdümenâf ile birleşir. Abdümenâf’a kadar uzanan şeceresi Muhammed b. İdrîs b. Abbas b. Osman b. Şâfi‘ b. Sâib b. Ubeyd b. Abdüyezîd b. Hâşim b. Muttalib b. Abdümenâf şeklindedir. Sonrasında Hz. Peygamber’in soy kütüğünde olduğu üzere Adnân’a kadar ulaşır. Şeceresinin çeşitli basamaklarında yer alan dedelerine bağlı olarak Kureşî, Muttalibî, Şâfiî nisbeleriyle anılır. Büyük dedesi Osman’ın dedesi Sâib Bedir Gazvesi’nde müslümanlara esir düşüp fidye vererek serbest kaldıktan sonra İslâm’ı kabul etmiş, Şâfiî de onun oğlu Şâfi‘a nisbetiyle şöhret bulmuştur. Anne tarafından soyu Ezd, Esed veya Kureyş kabilesine bağlanır; ancak Ezd yönündeki rivayetler tercih edilmiştir. Tabakat kitaplarında Şâfiî’nin hayatına dair verilen bilgilerin kronolojiye pek dikkat edilmeden sadece tema birliğine göre sıralanmış olması bunları gerçek tarihlerine yerleştirmeyi zorlaştırmaktadır. Babası…


10 görüntülenme

Bu gönderi, önerilen bir gruptan

MÂLİK b. ENES (Kuddise Sirruhu)

93’te (712) dünyaya geldi. Doğum tarihiyle ilgili olarak kendisinden de nakledilen bu rivayet yanında 90-98 (709-717) yılları arasındaki bir tarihte doğduğu da zikredilmektedir (Kādî İyâz, I, 111). Kādî İyâz, Vâdilkurâ’nın Zülmerve köyünde doğduğuna, önce Medine yakınlarındaki Akīk mevkiine, ardından Medine’ye yerleştiğine dair bir rivayet nakleder (a.g.e., I, 115). Soy bakımından Araplar’ın iki ana kolundan biri olan Kahtânîler’e (diğeri Adnânîler) mensup olduğundan bu kabilenin bazı alt kollarına nisbetle Asbahî, Ya‘murî, Himyerî ve menşelerinin Yemen olmasından dolayı Yemenî nisbeleriyle anılmıştır. Dedesi Mâlik veya onun babası Ebû Âmir Yemen’den gelerek Medine’ye yerleşmiş, burada Benî Teym b. Mürre kabilesinin halîfi olmuştur. Ebû Âmir’in, Bedir dışında bütün gazvelere katılan bir sahâbî olduğu rivayeti yanında muhadram tâbiî olduğu da ileri sürülmüştür. Dedesi Mâlik tâbiîn büyüklerinden olup Hz. Ömer, Hz. Osman, Talha b. Ubeydullah, Ebû Hüreyre, Hassân b. Sâbit ve Hz. Âişe’den rivayette bulunmuş, Halife Osman şehid edildiğinde onu kefenleyip defneden dört kişi arasında yer almıştı. Hz.…

7 görüntülenme
wt2_edited.jpg
twteobayrak7.png
argan_edited.jpg
kokler_kitap_logo_edited_edited.jpg
bigsam_edited.jpg
  • Twitter Metallic
  • Facebook Metallic
  • YouTube Metallic

Twitter

Follow us

Facebook

Become a Fan

YouTube

Subscribe

© 2014 by bdajans

bottom of page