top of page
wt2_edited.jpg
argan_edited.jpg
bigsam_edited.jpg
uğuralp_edited_edited.jpg

bd-haber

Herkese Açık·5 üye

Ehl-i Sünnet Nedir?

Ehl-iSünnet Nedir?

Kökler Derneği’nin “Furkân Dergisi” ve “Web Sayfaları”nda yayınlanmak üzere, Marmara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Em. Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ramazan Ayvallı ile yapılan bir röportaj [06 Mart 2016 Pazar]


I) Genel hatlarıyla “Ehl-i Sünnet” nedir?

II) Neden Ehl-i Sünnet İ’tikâdında olmak lâzımdır?

III) Osmânlıdan sonra Ehl-i Sünnetin zayıflama sebepleri nelerdir?

IV) Şu an i’tibâriyle Türkiye'de Ehl-i Sünnetin durumu nasıldır?

V) Dünyâ genelinde Ehl-i Sünnetin durumu nedir?

VI) Ehl-i Sünnetin farklı ülkelerde farklı anlaşılmasının sebebi nedir veya farklı mı anlaşılıyor?

VII) Ehl-i Sünnet dışı inançlara göre Ehl-i Sünnetin durumu nedir?

VIII) Neden Ehl-i Sünnet Fırka-i Nâciyedir?

 

Kökler Derneği Furkân Dergisi:

Suâl - I) Genel hatlarıyla “Ehl-i Sünnet” nedir?

Prof. Dr. Ramazan Ayvallı:

Cevâb - I) “Ehl-i Sünnet” terimi, daha ziyâde izâfet (tâmlama) hâlinde, ya’nî 1- “Ehl-i Sünnet İ’tikâdı veya Akîdesi”, 2- “Ehl-i Sünnet Mezhebi”, 3- “Ehl-i Sünnet Yolu”, 4- “Ehl-i Sünnet Fırkası”, 5- “Ehl-i Sünnet ve Cemâat fırkası”, 6- “Ehlü’s-Sünneti ve’l-Cemâa”, 7- “Ehl-i Sünnet Âlimleri”…..şeklinde kullanılır. Kitaplarda “Ehl-i Sünnet” için “Ehl-i Hak (Doğru yolda olanlar)” ta’bîri de kullanılmaktadır.

Bu tamlamalarda geçen 1- “Akîde, Akâid ve İ’tikâd”, 2- “Mezheb”, 3- “Fırka”, 4- “Ehl-i Sünnet Âlimleri” gibi terimlere, lüğatlerde/sözlüklerde verilen ma’nâları, bunlarla ilgili sâhanın mütehassısı/uzmanı olan âlimlerin bazı sözlerini kısa kısa ele alırsak, “Ehl-i Sünnet” kavramı daha iyi anlaşılacaktır.

1- a) “Akîde” kelimesinin çoğulu olan “Akâid (Akîdeler)”: “İslâm dîninde inanılacak şeyler, îmân bilgileri” demektir.

Taşköprüzâde’nin de ifâde ettiği gibi:

“Ehl-i Sünnetin akâidde iki kolu vardır: 1) Mâtürîdiyye mezhebi: Bunun imâmı Ebû Mansûr Mâtürîdî’dir (rahimehüllah).  2. Eş'ariyye mezhebi: Bunun  da imâmı Ebü'l-Hasen Eş'arî’dir (rahimehüllah). İkisinin de bildirdiği îmân esasları aynıdır. Yalnız aralarında, teferruâtla ilgili, îzâh, ifâde ve üslûb tarzından doğan cüz'î bazı farklılıklar vardır.”

En büyük âlim ve velîlerden olan İmâm-ı Rabbânî Müceddid-i Elf-i Sânî Ahmed Fârûkî Serhendî (kuddise sirruh) buyurmuştur ki:

“Âkıl (akıllı) ve bâliğ olan (ergenlik yaşına/çağına ulaşan) her erkek ve kadının birinci vazîfesi, Ehl-i sünnet âlimlerinin yazdıkları akâid bilgilerini/îmân bilgilerini/inanılacak şeyleri öğrenmek ve bunlara uygun olarak inanmaktır. Kıyâmette ya’nî öldükten sonra Cehennem azâbından kurtulmak, onların bildirdiklerine inanmaya bağlıdır.” [Mektûbât-ı Rabbâniyye]

“Ehl-i Sünnet i’tikâdı sana önce lâzım olan,

Yetmiş üç fırka var amma, Cehennemlik geri kalan,

Müslümânlar hep sünnîdir, cümlenin reîsi Nu'mân,

Cennet ile müjdelendi, îmânda bunlara uyan.”

[İmâm-ı Rabbânî]

b) “Akâid İlmi”: Îmân esâslarını geniş ve derin olarak anlatan ilim dalıdır. Bu ilme önceleri “Fıkh-ı Ekber”, sonraları “Kelâm İlmi” denilmiştir. Akâid ilmi ile ilgili ilk eser İmâm-ı A'zam Ebû Hanîfe hazretlerinin yazdığı “El-Fıkhu'l-Ekber”dir. Daha sonra Ehl-i Sünnet i’tikâdını anlatan pekçok eser yazılmıştır. [Muhammed Muhyiddîn bin Behâeddîn, el-Kavlü’l-Fasl Şerhu’l-Fıkhi’l-Ekber]

c) “İlm-i Kelâm”: “Kelime-i şehâdeti ve buna bağlı olan îmânın altı temel bilgisini öğreten ilimdir.”

“İlm-i kelâm, inanılacak bilgileri, Ehl-i Sünnet i’tikâdına göre geniş olarak ve delîlleriyle anlattığı gibi, i’tikâdı bozuk olanlara karşı Ehl-i Sünnet i’tikâdını da müdâfaa eder.” [İmâm-ı Gazâlî]

“Bid'at sâhibleri ya’nî i’tikâdda Ehl-i Sünnetten ayrılmış olan yetmiş iki fırkanın hepsi, ehl-i kıble oldukları, her ibâdeti yaptıkları hâlde, âdil değildirler. Çünkü (bunlar), ya mülhid (dinden çıkmış) olarak îmânlarını kaybetmişler, yâhûd bid'at sâhibi oldukları için büyük günâha girerek âdil olma vasfını kaybetmişlerdir.” [Abdülğanî Nablüsî, el-Hadîkatü’n-Nediyye fî Şerhi’t-Tarîkati’l-Muhammediyye]

“Eshâb-ı kirâmın hepsi, Resûlullah Efendimizin sohbetinde bulunmuşlar ve O'na yardımcı olmuşlardır. Hepsi âlim ve âdil idiler.” [Abdülazîz Dehlevî]

d) “İ’tikâd”: “Peygamber Efendimizin (sallallahü aleyhi ve sellem), Allahü teâlâdan alarak bildirdiği şeylerin hepsine inanma veya inanılacak şeyler.” Bu terim “Îmân” anlamında da kullanılmaktadır.

“Allahü teâlânın bildirdiği her dîn iki kısımdır. Biri, kalb ile inanılması lâzım olan bilgiler, diğeri beden ile veya kalb ile yapılacak ibâdet bilgileridir. Bunlardan i’tikâd esâsları her dînde aynıdır, dînin aslı ve temelidir; dîn ağacının gövdesidir. Amel ise, ağacın dalları ve yaprakları gibidir. Her müslümânın önce i’tikâdını düzeltmesi, Ehl-i Sünnet vel-cemâat âlimlerinin bildirdikleri gibi inanması lâzımdır. Cehennem'in ebedî azâbından kurtulanlar, ancak bu i’tikâd üzere olanlardır.” [İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât-ı Rabbâniyye]

“Müslümânların birinci vazîfeleri, i’tikâdı düzeltip, Ehl-i Sünnet vel-cemâat âlimlerinin bildirdiklerine uygun olarak inanmaktır. İkinci olarak, fıkıh (İslâmiyet'in emir ve yasaklarla ilgili) bilgilerini öğrenip, her şeyi bu bilgiye göre yapmaktır.” [Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî, İ’tikâdnâme/el-Îmân ve’l-İslâm]

e) “Ehl-i Sünnet İ’tikâdı”: “Peygamber Efendimizin ve Eshâb-ı kirâmının (arkadaşlarının) ve onların yolunda bulunan İslâm âlimlerinin bildirdikleri doğru îtikâd, inanıştır.”

“Ehl-i sünnet i’tikâdından hardal tânesi kadar ayrılanla sohbet/arkadaşlık, öldürücü

zehirdir.” [İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât-ı Rabbâniyye]

“Ehl-i Sünnet i’tikâdında olmayan hiçbir kimse evliyâ olamamıştır.” [İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât-ı Rabbâniyye]

“Kalbe gelen bütün mânevî ahvâli/hâlleri, keşifleri (buluşları)  bize verseler, fakat kalbimizi Ehl-i Sünnet i’tikâdı ile süslemeseler, kendimi mahvolmuş ve hâlimi harâb bilirim. Bütün harâblıkları, felâketleri üzerime yığsalar, lâkin kalbimi Ehl-i Sünnet i’tikâdı ile şereflendirseler, hiç üzülmem.” [Hâce Ubeydullah-ı Ahrâr]

“Ehl-i Sünnet i’tikâdında olmayan dîn adamlarının yazılarını okuyanın kalbi kararır.” [Süleymân bin Cezâ, Huccetü’l-İslâm İlmihâli]

2- “Mezheb” ikiye ayrılır:

a) “İ'tikâdda Mezheb”: “Îmân edilecek, inanılacak husûslarda tâbi olunan, uyulan yol” demektir. İ’tikâdda mezhebler, Ehl-i Sünnet ve'l-cemâat ve Ehl-i bid'at mezhebleri olmak üzere iki kısma ayrılır. Her müslümanın, Ehl-i Sünnetin iki îmâmından birine ya’nî Îmâm-ı Mâturîdî ve İmâm-ı Eş'arî mezheblerinden birine uyması lâzımdır. Îmânla ilgili bilgilerde bu iki imâmdan birine uymak, insanı bid'at (bozuk) i’tikâddan kurtarır. Çünkü Ehl-i Sünnet âlimleri, aklın ermediği bilgilerde yalnız Kur'ân-ı kerîme ve hadîs-i şerîflere uymuşlar, akıllarını yalnız bu ikisini anlamakta kullanmışlardır. [Muhammed Hâdimî, el-Berîkatü’l-Mahmûdiyye fî Şerhi’t-Tarîkati’l-Muhammediyye; İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât-ı Rabbâniyye]

İbrâhim Hakkı Erzurumî (rahmetullahi aleyh), bir şiirinde şöyle buyurmaktadır:

“Hudâ Rabbim, nebim hakkâ Muhammeddir Resûlüllah,

  Hem İslâm dînidir dînim, kitâbımdır Kelâmullah,

  Akâidde, Ehl-i Sünnet oldu mezhebim, hamdolsun,

  Amelde, Ebû Hanîfe mezhebi, mezhebim vallah.”

“Hanefî mezhebindekiler, i’tikâdda Ebû Mansûr Mâturîdî hazretlerine tâbi olmuşlardır. Çünkü Ebû Mansûr Mâturîdî hazretleri, i’tikâdî ve amelî hususlarda, İmâm-ı A'zam Ebû Hanîfe'nin mezhebindedir. Mâlikî, Şâfiî ve Hanbelî mezheblerinde bulunanlar ise, i’tikâdda Ebü'l-Hasen Eş'arî hazretlerine tâbi olmuşlardır. Ebü'l-Hasen Eş'arî hazretleri, Şâfiî mezhebinde idi.” [Taşköprüzâde, Miftâhu’s-Seâde/Mevzûâtü’l-Ulûm]

“İ’tikâdda mezhebimiz olan Ehl-i Sünnet vel-cemâat mezhebinden başka, yetmiş iki fırkanın inançları yanlıştır, bozuktur, onlar Cehennem'e gideceklerdir. Çünkü i’tikâd mezheblerinin yetmiş üçe ayrılacağını, bunlardan yalnız birinin doğru, diğerlerinin bozuk olacağını Peygamber Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) haber vermiştir. Yanlış oldukları bildirilen yetmiş iki fırkaya “bid'at (dalâlet, sapıklık) fırkaları” denir. Bunların hiçbiri kâfir değildir. Hepsine “ehl-i kıble”, “müslümân” denir. Fakat yetmiş iki mezhebden herhangi birinde bulunduğunu söyleyen bir kimse, Kur'ân-ı kerîmde veya hadîs-i şerîflerde açıkça bildirilmiş ve müslümânlar arasında yayılmış bilgilerden birine inanmazsa, kâfir olur.” [Ahmed Tahtâvî, Hâşiyetü’t-Tahtâvî;  İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât-ı Rabbâniyye; Seyyid Abdülhakîm Arvâsî]

“Ehl-i Kıble”: “Ka’be-i muazzamayı kıble edinenler, müslümânım diyenler; iş ve sözünde açıkça küfür görülmeyen dalâlet (sapık) fırkalarında olanlar” demektir.

“Cehennem'e girecekleri bildirilmiş olan yetmişiki bid'at fırkası, ehl-i kıble oldukları için bunların hiçbirine kâfir dememelidir. Fakat bunların, dinde inanılması zarûrî, lâzım olan şeylere inanmayanları ve “Ahkâm-ı Şer'iyye”den her müslümânın işittiği, bildiği şeyleri te'vilini bilmeden reddedenleri kâfir olurlar.” [İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât-ı Rabbâniyye]

b) “Amelde Mezheb”: “Mutlak müctehid” denilen derin bir âlimin, Kur'ân-ı kerîm, hadîs-i şerîf ve icmâlarda geçen hükümler ile Eshâb-ı kirâma âit nakilleri esâs alarak, iş ve ibâdetle ilgili hükmü açıkça bildirilmeyen husûslarda çıkardığı hükümlerin hepsi.”

“Amelde mezheblerin hak olanı dörttür. Bunlar: Hanefî, Mâlikî, Şâfiî ve Hanbelî mezhebleridir. Bu dört mezheb, i’tikâd (inanç) bakımlarından birbirlerinden ayrı değildirler. Hepsi Ehl-i Sünnet olup, îmânları, inanışları birdir. Yalnız amel bakımından bâzı ufak şeylerde ayrılmışlardır. Böyle ayrılmaları, Allahü teâlânın rahmeti olup, müslümânlar için kolaylıktır.” [Ahmed Cevdet Paşa, Ma’lûmât-ı Nâfia; Şehristânî, el-Milel ve’n-Nihal]

3- a) “Cemâat, topluluk, bölük, grup” gibi ma’nâlara gelen “Fırka” kelimesi, Kur’ân-ı kerîmde de, hadîs-i şerîflerde zikredilmektedir. Allahü teâlâ, Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyuruyor ki: “Ey Peygamberim! Dînde fırka fırka ayrılanlarla senin hiç bir ilgin yoktur. Onların cezâlarını Allahü teâlâ verecektir. Kıyâmet günü Allahü teâlâ, dünyâda işlediklerini onlara hâtırlatacaktır.” [En'âm sûresi, 159]

Hadîs-i şerîfte de buyuruldu ki: “Benî İsrâil, yetmiş bir fırkaya ayrılmıştı. Bunlardan yetmişi Cehennem'e gidip, ancak bir fırkası kurtulmuştur. Nasârâ (hıristiyanlar) da yetmiş iki fırkaya ayrılmıştı. Yetmiş biri Cehennem'e gitmiştir. Bir zaman sonra benim ümmetim de yetmiş üç kısma ayrılır. Bunlardan yetmiş ikisi Cehennem'e gidip, yalnız bir fırkası kurtulur. Cehennem'den kurtulan fırka, benim ve Eshâbımın gittiği yolda gidenlerdir.” [Tirmizî]

b) “Bid'at Fırkası”: “Peygamber Efendimiz ve Eshâb-ı kirâmının yolundan ayrılanlardır; Hadîs-i şerîfte Cehennem'e gidecekleri bildirilen yetmiş iki fırkadan her biridir.”

c) “Ehl-i Bid'at = Bid'at Ehli = Bid'at sâhibi”: “Bid'at sâhipleri; Peygamber Efendimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) ve Eshâb-ı kirâmının bildirdikleri doğru i’tikâddan/inanıştan (Ehl-i Sünnet i’tikâdından) ayrılanlar; İ’tikâdda (îmânda) ve amelde (ibâdette) dînde olmayan yenilikler ortaya çıkaran kimseler, dinde reformculardır.”

“Bid'at sâhiplerinin en kötüsü, Resûlullah'ın Eshâbına buğz ve düşmânlık edenlerdir. Bid'at ehline hürmet etmek İslâm'ın yıkılmasına yardım etmek olup, amellerin sevâbını giderir. Bid'at ehline Resûlullah lânet edip; “Allahü teâlânın, meleklerin ve bütün insanların la’neti onların üzerine olsun” buyurdular. Bid'at ehliyle arkadaşlığın zararı, kâfirle arkadaşlığın zararından çoktur. Bid'at sâhibine buğz ile ondan yüz çevirenin kalbini, Allahü teâlâ emniyet ve güven ile doldurur.” [İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât-ı Rabbâniyye)

Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki: “Allahü teâlâ, bid'at ehlinin orucunu, haccını, ömresini, cihâdını, adâletini kabûl etmez.” [İbn-i Mâce]

“Bid'at ehli, bid'atinden vazgeçinceye kadar, Allahü teâlâ onun tövbesini kabûl etmez.” [Taberânî]

“Bid'at ehli ile oturup kalkmayınız. Çünkü o, kalbi hasta yapar.” [Hasan-ı Basrî]

“Bid'at ehli ile oturmayınız. Onlarla sohbet etmeyiniz. Çünkü sizi dalâlete (yanlış yola, sapıklığa) düşürebilirler.” [Abdullah bin Zeyd]

“Yabancı kadın, bid'at ehli ve fâsıkla berâber olmaktan çok sakının.” [Ebü'l-Hüseyin Nûrî]

d) “Bid'at”: “Sonradan ortaya çıkan şey, ilk defâ benzersiz bir şey ortaya koymak; Peygamberimizin ve dört Halîfesinin zamanlarında bulunmayıp da, dînde sonradan meydâna çıkarılan, uydurulan söz, yazı, usûl ve işler, reformlardır.”

Hadîs-i şerîflerde buyurulmuştur ki:

“Dînde yeni ortaya çıkan şeylerden kaçınınız. Çünkü bu yeni şeylerin hepsi bid'attir. Bid'atlerin hepsi dalâlettir/yoldan çıkmaktır.” [Ebû Dâvûd]

“Bir millet, dîninde bir bid'at yaparsa/ihdâs ederse, Allahü teâlâ, buna benzeyen bir sünneti yok eder. Kıyâmete kadar bir daha geri getirmez.” [Dârimî]

“Sünnete giden yol; bid'atten kaçmak, Eshâb-ı kirâmın icmâ'ına (söz birliğine) uymak, bozuk dîn adamlarından uzaklaşmak, bir Allah adamını tanımak ve eserlerini okumaktır.” [Ebû Ali Hasen Cürcânî]

“Değiştiremeyeceğim bir bid'atı görmektense, mescidde söndüremiyeceğim bir ateşi

görmeyi tercîh ederim.” [Ebû İdrîs Havlânî]

“Bir bid'atin terki, bir sünneti yerine getirmekten iyidir. Bid'atin yaygın olduğu, sünnetin terk edildiği bu karanlık zamanda, ilim öğrenmek, öğretmek ve yaymak en önemli iştir. Resûlullah'ın sünnetini ihyâ etmek maksadların en büyüğüdür. Bu dünyâ amel, iş, ibâdet yeridir.” [İmâm-ı Rabbânî]

e) “Bid'at-ı Hasene”: “Resûlullah'ın ve dört Halîfesinin zamanlarında bulunmayıp da, dînde sonradan meydâna çıkan ve bir sünnetin unutulmasına sebeb olmayan minâre, medrese, mektep yapmak, İslâmî ve faydalı kitaplar yazmak gibi güzel şeylerdir.”

f) “Bid'at-ı Seyyie”: “Resûlullah'ın ve Eshâbının zamanlarında bulunmayıp da, dînde sonradan meydâna çıkan ve bir sünnetin unutulmasına sebeb olan bozuk inanış ve ibâdet olarak yapılan işlerdir.”

g) “Fırak-ı Dâlle”: “Âyet-i kerîmelere ve hadîs-i şerîflere kendi görüş ve akıllarına göre ma’nâlar vererek, doğru yoldan ayrılıp dalâlete (yanlış ve bozuk yollara) sapmış fırkalar”dır. Bunlardan her birine “Fırka-i dâlle” denilir.

“Fırak-ı dâllenin ortaya çıkmasının sebebi, Kur'ân-ı kerîme ve hadîs-i şerîflere yanlış ma’nâ vermeleridir.” [Seyyid Abdülhakîm Arvâsî]

“Fırak-ı dâlleden hiçbir kimseye evliyâlık kemâlleri (üstünlükleri), ma’nevî yüksek hâller, tasavvuf zevkleri verilmemiştir.” [Abdülhak-ı Dehlevî, Eşi’atü’l-Lemeât fî Şerhi’l-Mişkât]

“Ehl-i Sünnete uymadan kurtuluş imkânsızdır.” [İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât-ı Rabbâniyye]

“Ehl-i Beyti (Peygamber Efendimizin soyundan gelenleri) sevmek, Ehl-i Sünnetin sermâyesidir.” [Abdülhakîm Arvâsî Efendi]

4- “Ehl-i Sünnet Âlimleri”: “İnanılması lâzım olan dîn bilgilerini Eshâb-ı kirâmdan (Peygamber Efendimizin arkadaşlarından) doğru olarak öğrenip, kitablara yazan ve Ehl-i Sünnet i’tikâdında olan İslâm âlimleridirler.”

Cüneyd-i Bağdâdî, Sırrî-yi (Seriy-yi) Sekatî, Fudayl bin Iyâd, İbrâhîm bin Edhem, Seyyid Şâh-ı Nakşibend, Ubeydullah-ı Ahrâr, Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî, Seyyid Ahmed Rufâî, Seyyid Ahmed-i Bedevî, İmâm-ı Rabbânî (kaddesallahü teâlâ esrârehümü’l-aliyye) gibi tasavvuf büyükleri, aynı zamanda Ehl-i Sünnet âlimleridirler.” (Seyyid Abdülhakîm bin Mustafâ Arvâsî)

a) “Mâtürîdî”: “1. Ehl-i Sünnetin (Peygamber Efendimiz ve Eshâbının yolunda olanların) îmânla ilgili bilgilerde tâbi oldukları iki imâmından biri, Ebû Mansûr-ı Mâtürîdîdir.”

İmâm-ı Mâtürîdî'nin kendisinin ve babasının ismi Muhammed'dir. Ebû Mansûr künyesiyle bilinir. Semerkand'ın Mâtürîd kasabasında doğduğu için Mâtürîdî diye meşhûr olmuştur. Doğum târihi kesin olarak bilinmemekte olup, 852 (H. 238)'de doğduğu tahmin edilmektedir. 944 (H. 333)’te Semerkand'da vefât etti. [Taşköprüzâde, Miftâhu’s-Seâde/Mevzûâtu’l-Ulûm; Kefevî]

“İmâm-ı A'zam Ebû Hanîfe, fıkıh bilgilerini toplayarak kısımlara kollara ayırdığı ve usûller, metodlar koyduğu gibi, Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) ve Eshâb-ı kirâmının (Peygamberimizin arkadaşlarının) bildirdiği i’tikâd, îmân bilgilerini de topladı ve yüzlerce talebesine bildirdi. Bu talebelerinden İmâm Muhammed Şeybânî'nin yetiştirdiklerinden Ebû Süleymân Cürcânî ve bunun talebelerinden Ebû Bekr-i Cürcânî meşhûr oldular. Bunun talebesinden de Ebû Nasr-ı İyâd kelâm ilminde (îmân bilgilerini anlatan ilimde) Ebû Mansûr Mâtürîdî'yi yetiştirdi. Ebû Mensûr Mâtürîdî, İmâm-ı A'zam'dan gelen îmân bilgilerini kitaplara yazdı. Yoldan sapmış olanlarla mücâdele ederek, Ehl-i Sünnet i’tikâdını kuvvetlendirdi, her tarafa yaydı” [Seyyid Ahmed Zühdü Paşa, el-Mecmûatü’z-Zühdiyye; Taşköprüzâde, Miftâhu’s-Seâde/Mevzûâtu’l-Ulûm; Seyyid Abdülhakîm Efendi]

“İ’tikâdda imâm olan İmâm-ı Eş'arî ve İmâm-ı Mâtürîdî; hocalarının i’tikâddaki müşterek olan mezheblerinden dışarı çıkmamış, ayrı mezheb kurmamışlardır. Bu ikisinin, hocalarının ve dört mezheb imâmının bir tek i’tikâdı (îmânı) vardır. Bu da Ehl-i Sünnet vel cemâat ismi ile meşhûr olan i’tikâddır.” [Taşköprüzâde, Miftâhu’s-Seâde/Mevzûâtu’l-Ulûm;  Seyyid Abdülhakîm Arvâsî)

“Her müslümânın, i’tikâdda (îmânla ilgili bilgilerde) Ehl-i Sünnetin iki imâmından birine ya’nî İmâm Mâtürîdî veya İmâm Eş'arî'ye tâbi olması lâzımdır. Bu iki imâmdan birine tâbi olmak, insanı bid'at (bozuk) i’tikâddan (inanıştan) korur.” [Muhammed Hâdimî, el-Berîkatü’l-Mahmûdiyye fî Şerhi’t-Tarîkati’l-Muhammediyye]

2. Îmân bilgilerinde Ebû Mansûr Mâtürîdî'nin bildirdiği gibi inanan kimseye de Mâtürîdî denilir.

b) “Eş'arî”: 1. Ehl-i Sünnet vel-cemâat yolunun iki büyük imâmından biridir. Ebü'l-Hasen Ali bin İsmâîl Eş'arî, 879 (H. 266) yılında Basra'da doğdu; 941 (H. 330) yılında Bağdâd'da vefât etti. İmâm-ı Eş'arî ve İmâm-ı Mâtürîdî, selef-i sâlihînin (ilk devir müslümânlarının) bildirdikleri i’tikâd (îmân) bilgilerini açıklamışlar, kısımlara bölmüşler, insanların anlayabilecekleri bir şekilde yaymışlardır. İmâm-ı Eş'arî, İmâm-ı Şâfiî'nin talebesi zincirinde bulunmaktadır. İmâm-ı Mâtürîdî de, İmâm-ı a'zam Ebû Hanîfe'nin talebeleri zincirinin büyük bir halkasıdır. İmâm Eş'arî ve İmâm Mâtürîdî, hocalarının i’tikâddaki ortak olan mezheblerinden dışarı çıkmamış, yeni bir mezheb kurmamışlardır. Bu ikisinin ve hocalarının ve dört mezheb imâmının tek bir i’tikâdı vardır. Bu da “Ehl-i Sünnet vel-cemâat” ismi ile meşhûr olan i’tikâd mezhebidir. Bu fırkada bulunanların i’tikâdları/inanışları, Eshâb-ı kirâmın ve Tâbiînin ve Tebe-i tâbiînin inanışlarıdır.” [Taşköprüzâde, Miftâhu’s-Seâde/Mevzûâtu’l-Ulûm]

2. Ehl-i sünnet vel-cemâat îtikâdını Ebü'l-Hasen Eş'arî hazretlerinin açıkladığı şekilde öğrenip inanan kimseye de “Eş'arî” denilir.

Netîce i’tibâriyle “Ehl-i Sünnet”: “İ’tikâdda (inanılacak şeylerde) ve yapılacak işlerde, Peygamber Efendimizin ve O'nun Eshâbının (arkadaşlarının) ve sonra gelen müctehid İslâm âlimlerinin yolunda bulunan müslümânlar, sünnîler” demektir.

“Sünnî”: “Peygamber Efendimizin ve Eshâbının inandığı gibi inanan ve Ehl-i Sünnet âlimlerine tâbi olan müslümân; Ehl-i Sünnet vel-cemâat i’tikâdında olan kimse” demektir.

“Sünnî olanlar, amelde dört mezhebe ayrılmışlardır. Bu dört mezhebde bulunanlar, birbirlerinin Ehl-i Sünnet olduklarını bilirler ve sevişirler. Dört mezhebden birinde bulunmayan kimse, Ehl-i Sünnet olmaz.” [İmâm-ı Rabbanî Ahmed Fârûk-ı Serhendî]

“Müslümânlar hep sünnîdir; cümlenin reîsi Nu'mân (İmâm-ı a'zam)

  Cennet ile müjdelendi; îmânda bunlara uyan”

  [Kemahlı Feyzullah]

 

Kökler Derneği Furkân Dergisi:

Suâl - II) Neden Ehl-i Sünnet İ’tikâdında olmak lâzımdır?

Prof. Dr. Ramazan Ayvallı:

Cevâb - II)

Çünkü doğru yol Ehl-i Sünnet yoludur. Peygamber Efendimiz ve Eshâbının gittiği doğru yol, Ehl-i Sünnet âlimlerinin gösterdikleri yoldur. Zamanla yanlış fırkalar unutuldu. Şimdi, İslâm memleketlerinin çoğu bu doğru fırkadadır.

 Resûlullah Efendimiz (aleyhis’s-salâtü ve’s-selâm), ümmetinin başına gelecekleri bildirirken; “Benî İsrâil yetmiş iki kısma ayrıldı. Ümmetim de yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır. Bunlardan yalnız biri kurtulacak, diğerlerinin hepsi Cehennem'e gidecektir” buyurdu.

Eshâb-ı kirâm (aleyhimü’r-rıdvân) bunu işitince, “O kurtuluş fırkası hangisidir yâ Resûlallah!” dediler. “Benim ve Eshâbımın yolunda olanlardır” buyurdu.

İslâm âlimleri, bu hadîs-i şerîfte bildirilen tek kurtuluş fırkasının Ehl-i Sünnet olduğunu bildirmişlerdir. [Abdülhak-ı Dehlevî, Eşi’atü’l-Lemeât Şerhu’l-Mişkât; İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât-ı Rabbâniyye]

Büyük âlim ve velî İmâm-ı Rabbânî buyurmuştur ki:

“Ehl-i Sünnet âlimlerinin yolunda gitmedikçe, kurtuluş olamaz, seâdete kavuşulamaz.”

 “Fırka-i Nâciye”: “Kurtuluş fırkası; Cehennem'den kurtulacağı bildirilen fırka; İslâm dîninde doğru i’tikâd üzere olanlar; Peygamber Efendimiz ve Eshâbının ve bu büyüklere tâbi olan Ehl-i Sünnet âlimlerinin yolunda bulunanlardır.”

Mısırlı âlim Allâme Ahmed et-Tahtâvî, “Hâşiyetü’t-Tahtâvî”sinde, “Ehl-i sünnet olanlar, bugün dört mezhebde toplanmış olup, bunlar: Hanefî, Mâlikî, Şâfiî ve Hanbelî mezhepleridir” demiştir.

Yine o şöyle buyuruyor: “Ey mü'minler! Ehl-i Sünnet ve Cemâat denilen fırka-i nâciyenin yoluna sarılınız! Çünkü, Allahü teâlânın yardımı, koruması ve saâdete ulaştırması, yalnız bu yolda bulunanlar içindir. Allahü teâlânın gadabı ve azâbı, bu fırkadan ayrılanlar içindir.” [Seyyid Ahmed Tahtâvî]

“Hadîs-i şerîfte, müslümânların yetmiş üç fırkaya ayrılacakları bildirilmiştir. Bu yetmiş üç fırkadan herbiri, kendilerinin fırka-i nâciye olduklarını söylemektedir. Hâlbuki fırka-i nâciyenin alâmetini, işâretini Peygamber Efendimiz şöyle bildirmektedir: “Bu fırkada olanlar, Benim ve Eshâbımın gittiği yolda bulunanlardır.”

İslâmiyet'in sâhibinin kendisini söyledikten sonra, Eshâb-ı kirâmı da söylemesine lüzûm olmadığı hâlde, bunları da zikretmesi; “Benim yolum, Eshâbımın gittiği yoldur. Fırka-i nâciyenin yolu, yalnız Eshâbımın gittiği yoldur” demektir. Eshâb-ı kirâmın yolunda giden, hiç şüphe yok ki, Ehl-i Sünnet ve Cemâat fırkasıdır.” [İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât-ı Rabbâniyye]

 

Kökler Derneği Furkân Dergisi:

Suâl - III) Osmânlıdan sonra Ehl-i Sünnetin zayıflama sebepleri nelerdir?

Prof. Dr. Ramazan Ayvallı:

Cevâb - III)

Osmânlılar, i’tikâden Sünnî-Hanefî-Mâtürîdî i’tikâdına sâhip idiler. Osmânlılar, “Orta Yol”da idiler; ya’nî “dînde, îmân ve ibâdetlerde Ehl-i Sünnet (Peygamber Efendimiz ve arkadaşlarının yolunda olan) âlimlerin gösterdikleri ve bildirdikleri doğru yol”da idiler. Orta yolun sağında ve solunda olmak iyilikten ayrılmak olur. Orta yoldan uzaklığı kadar iyiliği azalır. Hak yol orta yoldur.” [Hâdimî, Berîka]

Osmânlı toplumu, ıstılâhî ma’nâda  bir tek milletti. “Millet” kelimesinin ma’nâsı kitaplarda şöyle verilmektedir: “1. Dîn, dil ve târih berâberliği bulunan insan cemâati, topluluğu, kavim.”

2. Dîn; kullarının dünyâda ve âhirette râhat ve huzûra kavuşmaları için Allahü teâlânın Peygamberleri vâsıtasıyla gösterdiği yol.”

Allahü teâlâ, âyet-i kerîmede meâlen buyurdu ki:

“İbrâhîm'in (aleyhisselâm) milletinden, kendini bilmeyenden başka kim yüz çevirir. Gerçekten biz onu dünyâda seçtik. O, âhirette dahî gerçek sâlihlerdendir. [Bakara sûresi, 130]

“(Ehl-i kitâb); bir de ‘Yahûdî veya hıristiyân olun ki, hidâyet bulasınız’ derler. Sen de, de ki: ‘Hayır biz hak yol üzere bulunan İbrâhîm (aleyhisselâm) milletiyiz. O, hiçbir zaman müşriklerden (puta tapanlardan) olmadı.’” [Bakara sûresi, 135]

“(Yûsuf aleyhisselâm dedi ki:) Atalarım İbrâhîm, İshâk ve Ya’kûb'un milletine uydum. Bizim, Allah'a ortak koşmamız olacak şey değildir. Bu, bize ve insanlara Allah'ın bir lütfudur. Lâkin insanların çoğu şükretmezler.” [Yûsuf sûresi, 38]

Bugün dünyâdaki kâfirler iki türlüdür. Birincisi kitâblı kâfirler ya’nî hıristiyân ve yahûdîler olup, öldükten sonra dirilmeğe, âhiretteki sonsuz hayâta inanıyorlar. Avrupa ve Amerika milletleri kitâblıdır. İkincisi kitâbsız kâfirler ya’nî müşrikler olup, her şeyi yapan bir Allah'ın bulunduğuna inanmazlar.

Eskiden herkes: “Milletim, millet-i İslâm'dır; i’tikâdda Ehl-i Sünnet ve cemâat, amelde Hanefî mezhebindenim. Âdem aleyhisselâmın zürriyetindenim” derdi. [Muhammed bin Kudbüddîn İznikî, Miftâhu’l-Cenne]

Osmânlılar, yine “Selef”in, “Selef-i Sâlihîn”in yolunda idiler. Bilindiği gibi “Selef”: “Önce gelenler; Eshâb-ı kirâm, Tâbiîn (Eshâb-ı kirâmı gören büyükler) ve Tebe-i tâbiîne (Tâbiîn'i gören büyüklere) verilen isim”dir.

“Selef-i Sâlihîn” de: “Hicrî ilk asrın müslümanları; Eshâb-ı kirâm, Tâbiîn ve Tebe-i tâbiînin büyükleri”ne denilir.

“Zamânımız tarîkatçileri, câmilerde mevlid cemiyetleri, ilâhîler, mersiyeler okutuyorlar. Tekkelerde çalgı, tanbur dinliyorlar. Bunlar gibi nice bid'atleri, dînde olmayıp, sonradan dîne sokulan şeyleri tarîkatin îcâbı olarak yapıyorlar, dünyâya düşkün olanlarla, fâsıklarla (açıktan günâh işleyenlerle) birlikte bulunuyorlar. Namazda kavmeye, celseye ve cemâate, hattâ Cumâ namazına ehemmiyet vermiyorlar. Selef-i sâlihînin zamanlarında böyle şeyler hiç yoktu. Bunların hiçbiri İslâmiyet'te yoktu.” [İmâm-ı Rabbânî]

“Selef-i sâlihînin halefleri (sonra gelenleri) olan Ehl-i Sünnet âlimleri zamânımıza kadar, hattâ bugün bile yazdıkları kitablarında Selef-i sâlihînin mezhebi olan Ehl-i Sünnet i’tikâdı (îmân) bilgilerini savunmuşlardır.” [Şeyhzâde, Kâdî Beydâvî Tefsîri Hâşiyesi]

“Eshâb-ı kirâmdan sonra, insanların en üstünleri olan Eshâb-ı kirâmı gören ve onların sohbetinde yetişen müslümanlara “Tâbiîn” denilir. Bunlar bütün bilgilerini Eshâb-ı kirâmdan almışlardır. Tâbiîn'den sonra insanların en üstünleri Tâbiîn'i gören ve onların sohbetinde yetişen müslümânlardır. Bunlara da “Tebe-i tâbiîn” denir. Selef-i sâlihînden sonra gelen dîn adamlarının arasında sözleri, işleri Resûlullah'ın ve Selef-i sâlihînin bildirdiklerine uygun olup, i’tikâdda (îmânla ilgili bilgilerde) ve amelde bunların yolundan hiç ayrılmayan zekî, akıllı ve İslâmiyet'in hudûdunu aşmayan bir kimse, başkalarının kötülemesinden korkmaz.” [Şeyh Muhammed Bahît el-Mutîî, Tathîru’l-Fuâd min Denesi’l-İ’tikâd]

İç ve dış düşmânlar birleşerek Osmânlı Devletini yıkınca, maalesef müslümânlar uzun müddet başsız kaldılar; onlara  dîni doğru bir şekilde öğretecek devlet, müessese, cemiyet, şahıs kalmadı. İnsanlar bu sebeple bozuk i’tikâdlara saptılar.

İslâmiyetin iki hâmîsi vardı; biri zâhirini, diğeri de bâtınını korurdu. Bunlar Osmânlı Devleti ile Nakşibendiyye büyükleri idi. Maalesef ikisini de yok ettiler. İşte Ehl-i Sünnet i’tikâdının zayıflamasının, neredeyse yok olacak râddeye gelmesinin sebebi budur. Zîrâ hâmîsiz/himâyesiz/korumasız kaldı.

Ama el-hamdü lillah ki, Seyyid Abdülhakîm Arvâsî hazretleri ve talebeleri gibi büyükler, bu mübârek i’tikâdın, Ehl-i Sünnet i’tikâdının yeniden neşv ü nemâ bulmasını sağladılar.

 

Kökler Derneği Furkân Dergisi:

Suâl - IV) Şu an i’tibâriyle Türkiye'de Ehl-i Sünnetin durumu nasıldır?

Prof. Dr. Ramazan Ayvallı:

Cevâb - IV)

Yarım asırdan fazla süren bir fâsıladan sonra, Dînî/İslâmî ilimlerin yeniden ta’lîm, tedrîs ve tahsîl imkânının ortaya çıkması, bu konuda, bozuk kitapların yanısıra, doğru kitapların da neşir imkânı bulması, şükür gerektiren bir durumdur.

Cenâb-ı Hak, 624 sene, üç kıtada at koşturan ve gittikleri her yere ilim-irfân, ahlâk-fazîlet, medeniyet, adâlet, hakkâniyet, insan hakları götüren o şerefli ecdâdın o güzel hizmetlerinin yüzü suyu hürmetine, bu asîl millete tekrâr merhamet buyurmuş ve Ehl-i Sünnet âlimlerinin orijinal eserlerinin tercüme edilerek, asıllarına uygun şekilde yeniden yayınlanma imkânını lutfetmiştir.

Çok şükür ki, Asya, Afrika ve Avrupa ülkelerinin yanısıra Amerika gibi yerlerde de, bu doğru eserler boy göstermiştir. Arapça, Farsça, Türkçe başta olmak üzere, bütün Batı dillerinde pekçok kıymetli eser yayınlanmaktadır.

Bid’at fırkalarının, komşularımız başta olmak üzere, birçok ülkede kendi bozuk fikirlerini yayma gayretlerine rağmen, Ehl-i Sünnet âlimlerinin İslâm Târihi boyunca yazdıkları kıymetli eserleri ve şerefli ecdâdımız Osmânlıların te’lîf ettikleri kültür hazîneleri de yayılmaktadır. Bundan dolayı biz çok ümîdvârız.

Artık çocuklar, gençler, yetişkinler, ferdler, âileler, cemiyetler, vakıflar, dernekler, sivil toplum kuruluşları, eğitim müesseseleri bu işe ciddî şekilde sâhip çıkmakta, el atmakta, candan sarılmakta, mübârek dedelerinin doğru i’tikâdını yaymaya gayret etmektedirler. Cenâb-ı Hak’tan hayırlı muvaffakıyetler temennî ederiz.

Kökler Derneği Furkân Dergisi:

Sayın Hocam! Verdiğiniz bu değerli bilgiler için çok teşekkür ederiz. Ama suâllerimiz henüz bitmedi; eğer müsâade ederseniz, diğer sayımız için de bazı suâllerimiz olacak.

Prof. Dr. Ramazan Ayvallı:

Son derece önemli, hattâ hayâtî ehemmiyeti hâiz sorular sordunuz. Bu konuda başka suâllerinizi de memnûniyetle cevaplandırmak isterim. Ben de size ve emeği geçen bütün arkadaşlara çok teşekkür ederim. Çünkü bu hayırlı sözlerin yazılmasına, nakledilmesine vesîle oldunuz. Derneğiniz, Derginiz ve İnternet Siteniz için de hayırlı başarılar dilerim...


15 görüntülenme

Üye

aylik-baran-51-sayi-cikti.PNG
kokler_kitap_logo_edited_edited.jpg
IMG-20260508-WA0006_edited.jpg
wt2_edited.jpg
twteobayrak7.png
argan_edited.jpg
kokler_kitap_logo_edited_edited.jpg
bigsam_edited.jpg
  • Twitter Metallic
  • Facebook Metallic
  • YouTube Metallic

Twitter

Follow us

Facebook

Become a Fan

YouTube

Subscribe

© 2014 by bdajans

bottom of page